_ap_ufes{"success":true,"siteUrl":"alevihaber.ch","urls":{"Home":"https://alevihaber.ch","Category":"https://alevihaber.ch/category/alevilik/","Archive":"https://alevihaber.ch/2019/11/","Post":"https://alevihaber.ch/perincek-ve-eymur-arasinda-ajan-tartismasi/","Page":"https://alevihaber.ch/hesabim/","Attachment":"https://alevihaber.ch/perincek-ve-eymur-arasinda-ajan-tartismasi/eymur/","Nav_menu_item":"https://alevihaber.ch/37422/","Custom_css":"https://alevihaber.ch/divi/","Dfp_ads":"https://alevihaber.ch/?dfp_ads=35135-2","Advanced_ads":"https://alevihaber.ch/advanced_ads/reklam/"}}_ap_ufee " />
Alevi Haber: Özgür, Bağımsız,Siyasi ve Ezilenlerin Haber Sitesidir.
Accueil / Güncel

Güncel

Perinçek ve Eymür arasında ajan tartışması

Reklamlar

Perinçek ve Eymür arasında ajan tartışması

Eski MİT yöneticilerinden Mehmet Eymür ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, canlı yayında karşılıklı suçlamalarda bulundu. Eymür, Hiram Abas suikastinden de Aydınlık çevresini sorumlu tuttu.

Habertürk’te Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu Türkiye’nin Nabzı programında Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile MİT’in eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür arasında canlı yayında tartışma yaşandı.

ABD’ye çalışırken yakalanan eski MİT’çileri gündeme getiren Eymür “Perinçek için ‘fabrikatör’ lafı bir istihbari terimdir. Yalan haber yayanlara verilir. Türkiye’de 2 tane Amerikan casusu yakalandı. Bunların bir tanesi Sabahattin Savaşman bir tanesi de Turan Çağlar’dır. Bunların ikisine de sahip çıkan Perinçektir. Acaba buna ne diyor?” sorusunu yöneltti.

Perinçek ise “Yalan söylüyor. Sabahattin Savaşman ile beraber CIA’ya çalıştılar. Sabahattin Savaşman’ın itiraflarını da biz Aydınlık olarak yayınladık. CIA’ya nasıl çalıştıklarını biz deşifre ettik” yanıtını verdi.

Eymür “Tamam Savaşman’a öyle cevap veriyor. Turan Çağlar yazı kurulunda değil miydi?” diyerek, sorusunu yineleyince, Perinçek “Turan Çağlar’ın bizim yazı kurulunda ne ilgisi var. Hiçbir ilişkisi yok. Turan Çağlar, Barış Manço’nun kayınpederiydi galiba. Öyle adamlar bizim yazı kurullarımıza giremez. Sizin mesai arkadaşlarınız onlar. Beraber CIA’ya ve MOSSAD’a çalıştınız. 12 Mart darbesini milletin başına beraber ördünüz. 12 Mart’ta da varsınız, 12 Eylül’de de varsınız. Sizi işkencehanelerden tanıyoruz” açıklamasını yaptı. Mehmet Eymür de Perinçek’in sözlerine karşılık, “Bunları ispat edemediğiniz müddetçe müfteriden başka bir şey değilsiniz” diyerek yanıt verdi.

PERİNÇEK: VAZİFEMİZİ YAPTIK

İkili arasındaki tartışma, aracında uğradığı silahlı saldırıda (26 Eylül 1990) ölen MİT yöneticilerinden Hiram Abas konusuyla devam etti. Taraflar, konuya ilişkin şu suçlamalarda bulundu:

Mehmet Eymür: Yaptığınız yayınlarla Hiram Abas’ı hedef gösterdiniz, öldürttünüz. Hiram Abas’ı öldürten sizsiniz.

Doğu Perinçek: Sizi hedef gösterdiğimiz doğru. Yani şöyle; Bakın yaşıyorsunuz. Ama sizlerin ama bu ülkenin başına 12 Mart, 12 Eylül çoraplarını Amerika ile Gladyo ile birlikte ördüğünüzü. Orada Amerika’ya memurluk yaptığınızı. Biz yayın organlarımızda gümbür gümbür ortaya koyduk ve vazifemizi yaptık.

EYMÜR: SAVCILAR DİNLESİN PROGRAMI

Mehmet Eymür: Siz Hiram Abas’ı öldürttünüz diyorum. Savcılarda dinlesin programı. Adresini gösterdiniz, telefonlarını verdiniz, resimlerini çektiniz.

Doğu Perinçek: Evet çektik.

Mehmet Eymür: Arabasının plakasını verdiniz. Bunu o çok sevdiğiniz Amerika’da yapsanız.  Ömür boyu hapiste kalırdınız, biliyor musunuz?

DUVAR

Erdoğan’a ‘reisim’ diyen eski CHP’li ödülünü kaptı

Erdoğan’a ‘reisim’ diyen eski CHP’li ödülünü kaptı

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan atama kararlarına göre, Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Fırat Erkal görevden alındı yerine Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesiyle gündeme gelen Barış Saylak atandı.

Saylak’ın, Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi çok konuşulmuştu. Saylak, CHP tarafından Muğla Milas Belediye Başkanlığına aday gösterilmeyince istifa ederek AKP’ye geçmiş ve Erdoğan ile görüşmesinde “Baş tacısınız, Reis’im elinizi öpmeye gelmek istiyorum” demişti. Erdoğan ise Saylak’a, “Annenin babanın elini öp” diye yanıt vermişti.

TOPAÇ GİBİ DÖNDÜ

Saylak, Muğla’nın Milas ilçesinde aday gösterilmeyince CHP’den istifa ederek AKP’ye geçmiş, AKP’den Muğla Milas Belediye Başkan Adayı olmuş fakat seçimi kaybetmişti.

Bir önceki seçimlerde CHP’den Milas Belediye Başkanı Adayı olan Saylak, 2014’te CHP’nin teklifini nasıl kabul ettiğini açıklarken, CHP’li doğduğunu ve öyle de öleceğini açıklamıştı.

CHP’den ayrılıp AKP’den Muğla Milas Belediye Başkan Adayı olan Barış Saylak seçimi kaybetti.

İlçede CHP’nin adayı Muhammet Tokat, yüzde 51,37’yle birinci oldu.

Saylak ise yüzde 44,90’la ikinci sırada yer aldı. Saylak’ın aldığı toplam oy 40 bin 381’di.

Birgün

CHP’li vekil yandaş yazarı fena sıkıştırdı! ‘Böyle karşılıklı şey olmasın’

CHP’li vekil yandaş yazarı fena sıkıştırdı! ‘Böyle karşılıklı şey olmasın’

CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge’ye katılan yandaş Star Gazetesi yazarı Halime Kökçe ile CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer arasındaki tartışma dün akşam yayınlanan programa damga vurdu.

Yerli üretimin konuşulduğu programda Halime Kökçe ile CHP’li Taşcıer arasında tartışma çıktı. Taşçıer, AKP iktidarının yerli üretimdeki faaliyetleri ve tank palet fabrikasının özelleştirmesi konusunda sert sözlerle eleştirdi. Kökçe ise yanıt olarak terör konusunda CHP’nin yerli ve milli olmadığını iddia ederek tank palet fabrikası konusunda milliyetçilik pompaladığını ileri sürdü.
CHP’Lİ TAŞCIER YANIT VERİNCE YANDAŞ YAZAR: BÖYLE KARŞILIKLI ŞEY OLMASIN…

Kökçe’nin iddiasına CHP’li Taşçıer sert yanıt verdi. Taşçıer, yanıt olarak “İktidarın dış politikada hangi eğilimi yerli ve milli? Tamamen dışa bağımlı, Amerika’nın güdümünde hakaret içeren mektupları çöpe atmalar çöpten geri almalar…” demesinin ardından Kökçe “Böyle karşılıklı şey olmasın…” diyerek geçiştirmeye çalıştı. Taşçıer’in ABD Başkanı Trump’ın yazdığı mektup üzerinden Kökçe’ye yanıt verdiği konuşmasının devamında “Bu mudur yerli ve milli olmak? Yerli ve milli olmak bu ülkenin onurunu korumaktır öncelikle!” dedi.

Temsilciler Meclisi üyelerinden Trump’a mektup: Erdoğan’ın Washington’a gelmesi uygunsuz

Temsilciler Meclisi üyelerinden Trump’a mektup: Erdoğan’ın Washington’a gelmesi uygunsuz

ABD Temsilciler Meclisi’nin Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeleri, Başkan Donald Trump’a yazdıkları bir mektupta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyaretine karşı çıktıklarını ifade etti. Mektupta Trump’a ziyareti iptal etmesi çağrısı yapılıyor.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeleri, Başkan Donald Trump’a yazdıkları bir mektupta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyaretine karşı çıktıklarını ifade etti.

İkisi Cumhuriyetçi, 15’i Demokrat 17 Temsilciler Meclisi üyesinin imzaladığı mektupta Trump’a “Mevcut koşullar göz önünde bulundurulduğunda, Erdoğan’ın ABD’yi ziyaret etmesi son derece uygunsuz bir gelişmedir. Bu davet geri çekilmeli” çağrısı yapılıyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Demokrat Eliot Engel’in öncülük ettiği mektupta Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik olarak düzenlediği askeri harekâtın ABD ulusal güvenliği açısından ‘felaket niteliğinde sonuçlar’ doğurduğu ve NATO içerisinde derin çatlakların oluşmasına neden olduğu ifade edildi.

Eliot Engel, Ekim ayının sonunda Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ve Türkiye’ye yönelik yaptırımların devreye sokulmasını öngören yasa tasarısını hazırlayan Kongre üyeleri arasındaydı.

Söz konusu tasarıda Suriye harekâtı nedeniyle Türkiye’yedeki kişi ve kurumlara yönelik bir dizi yaptırımın devreye sokulması öngörülüyordu.

‘TÜRKİYE, RUSYA İLE YAKINLAŞIYOR’

Demokrat ve Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyelerinin Trump’a yazdığı mektupta Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerine de değiniliyor ve bir NATO müttefiki olan Türkiye’nin bu tür adımlarla Rusya’ya yakınlaştığı vurgusu yapılıyor.

Bugün ABD ziyareti için Ankara’dan hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, yarın Trump ile Washington’da görüşmesi bekleniyor.

Erdoğan, ABD’ye hareket etmeden önce Ankara Esenboğa Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında görüşmenin Türkiye – ABD ilişkileri açısından sancılı bir dönemden geçilirken gerçekleşeceğini söyledi.

Erdoğan, basın toplantısında Türkiye’nin Suriye sınırında oluşturmak istediği ve ‘güvenli bölge’ olarak adlandırdığı alana da değindi ve “Terör örgütleri bu bölgeden çekilmiş değiller. Bunları Sayın Trump’la da konuşacağız” dedi.

Cumhuriyet

Ahmet Hakan’ın canlı yayında sorduğu sorulara deneyimli gazetecilerden ‘Yalama’ tepkisi

Ahmet Hakan’ın canlı yayında sorduğu sorulara deneyimli gazetecilerden ‘Yalama’ tepkisi

Canlı yayında Perinçek’e ”ihbarcılık yaptınız mı” diye sordu

Canlı yayında Perinçek’e ”ihbarcılık yaptınız mı” diye sordu

Habertürk ekranlarında sunuculuğunu Didem Arslan Yılmaz’ın yaptığı Türkiye’nin Nabzı programına Yılmaz’ın, Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’e sorduğu “ihbarcılık’ sorusu damgasını vurdu.

Programın konuklarından Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek solun büyük bir bölümüne PKK ve ABD işbirlikçiliği suçlamasında bulundu. Moderatör Didem Arslan Yılmaz da soldan Perinçek’e yönelik suçlamalardan birini sordu.

Didem Arslan Yılmaz, “Bütün örgütün yöneticilerinin ismini vermekle suçlanıyorsunuz” sorusunu sordu. Perinçek bu soru karşısında köpürdü, bu kez Didem Arslan Yılmaz’ı “PKK ile işbirliği yapan solun ithamlarına neden alet oluyorsunuz” dedi. Yılmaz daha sonra Perinçek’in kendisine haksızlık yaptığını kendisinin gazeteci olarak soru sorduğunu ifade etti.

Habertürk canlı yayında Perinçek’in 12 Eylül döneminde ihbarcılık yaptığına dair iddiaları sordu. Perinçek soru karşısında kızdı.

“SİZ BENİ BURAYA PSİKOLOJİK SAVAŞ İÇİN Mİ ÇAĞIRDINIZ?”

Soruya kızan Perinçek, “Yalan bu kim söylüyor bunu? Siz af edersiniz buraya bir psikolojik savaş için mi beni çağırdınız. Bu saçma sapan bir soru. Şimdi bu nereden çıktı, sizi çok ayıplıyorum. Hangi sol? PKK’yla işbirliği yapan sol, siz onların ithamlarına niye alet oluyorsunuz” dedi.

Bu açıklamanın ardından CHP’li Aytuğ Atıcı söze girdi.

Aytuğ Atıcı, “Hangi solculuk diye bir şey yoktur… Solcular ABD’yle işbirliği yapmazlar” dedi.

Perinçek Atıcı’nın bu sözlerine itiraz ederek “Yapanlar var görüyorsunuz” ifadesini kullandı.

Bunun üzerine açıklamasına devam eden Atıcı, “Doğu Bey bazı insanlar maske takıp gezebilir, itirazım yok. Bazı insanlar zik zak yapabilir, bazı insanlar ajanlık yapabilir.

Bazı insanlar fırıldak gibi döner bir o tarafa bir bu tarafa itirazım yok. İtirazım var da olabilir anlamında söylüyorum. Kimisi de sol örgütün içine girer onları gider ifşa eder. Bunların hepsi oluyor mu oluyor. Ama sol ve sosyal demokrasinin evrensel tanımlarına baktığınız zaman kendini solcu olarak tanımlayanlar anti emperyalisttir, halkçıdır bunların ötesinde de bir şey düşünmez. Sizin söylediklerinizi de solcu olarak tanımlamam” diye konuştu.

DİDEM ARSLAN YILMAZ’DAN PERİNÇEK’E: BENİM ARKA BAHÇEM YOK!

Aytuğ Atıcı’nın açıklamalarının ardından yeniden söze giren Didem Arslan Yılmaz Doğu Perinçek’e sitem etti.

Didem Arslan Yılmaz, Perinçek’e “Doğu Bey, bana haksızlık yaptınız, ayıp ettiniz. Ben size bir soru sordum ve gazetecik yaptım. Benim arka bahçem yok sayın Perinçek, soruyu beğenmeyebilirsiniz, yapmayın. Ben sadece soru sordum.” sözleriyle sitem etti.

Haber3

Yılmaz Güney’le yapılan röportajın eksik bölümü 37 yıl sonra ortaya çıktı

Yılmaz Güney’le yapılan röportajın eksik bölümü 37 yıl sonra ortaya çıktı

Yılmza Güney, röportajda film yapmanın kendisi için “mücadelenin, direnmenin, başkaldırmanın aracı” olduğundan bahsediyor.

Sinemanın “Çirkin Kral”ı Yılmaz Güney ile 1982 yılında yapılan röportajın bugüne kadar yayımlanmamış bölümü yıllar sonra gün yüzüne çıktı. Belgesel yapımcısı Süleyman Özdemir’in arşivinden çıkan kayıtta,  Güney’in “Yol” filmi ile Kürt ve kadın sorunu üzerine değerlendirmeleri bulunuyor.

Vefatının 35’inci yılında anılan Türkiye sinemasının usta ismi yönetmen, oyuncu ve senarist Yılmaz Güney’in bugüne kadar yayımlanmamış bir görüntüsü ortaya çıktı. Yıllar sonra gün yüzüne çıkan görüntü, senaryosunu yazdığı “Yol” filmi ile 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü kazanan “Çirkin Kral” lakaplı Yılmaz Güney ile Belçika devlet televizyonu için sinema, siyaset ve kadın üzerine röportaj yapan gazeteci Nazım Alfatlı’nın 30 dakikalık röportajına ait. Yapılan bu röportajın 20 dakikalık bölümü o dönem bir belgesele konu edilerek yayınlanmıştı.

37 YIL SONRA PAYLAŞTI 

Röportajın bu güne kadar yayımlanmayan diğer 10 dakikalık kısmı ise, Brüksel’de yaşayan belgesel yapımcısı Süleyman Özdemir’in kişisel arşivinden çıktı.

Özdemir, arşivinde yer alan bu görüntüyü 37 yıl sonra sosyal medya hesabından paylaştı. Özdemir’in geçtiğimiz Mayıs ayında paylaştığı fark edilen görüntülerde Yılmaz Güney, Türkiye’de 19 yıl boyunca yasaklı kalan, izleyenlere dahi cezaların verildiği en cesur yapıtlarından biri olarak bilinen ‘Yol’ filmi, Kürt sorunu ve kadın sorunu üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.

‘FİLM YAPMAK MÜCADELENİN, DİRENMENİN, BAŞKALDIRMANIN ARACI’

Güney, yapılan bu röportajda film yapmanın kendisi için “mücadelenin, direnmenin, başkaldırmanın aracı” olduğundan bahsediyor.

Yol’un çekildiği zamanlarda Türkiye’de şartların çok kötü olduğunu, sinemaların bombalandığını, sinemacıların tehdit edildiğini söyleyen Güney, bütün bu kötü şartlara rağmen film yapılabileceğinin mesajını vermeye çalıştığını ifade ediyor. Güney, “sinemanın tek başına ne devrim yapacağını ne de demokrasi mücadelesini zafere ulaştıracağını” vurgulayarak, devamında şunları ekliyor:

“Fakat onun çok önemli bir parçası olarak bir tartışma ortamı yaratır. Biz Yol filmi aracılığıyla iki baskıyı gösterdik. Feodal ahlakın ve değer yargılarının hala yaşadığı bir ülkede bizzat o anlayıştan gelen baskılar, ikincisi ise resmi devlet baskısı. Bu asıl anlatılmak istenen iki düşman, iki hedef. Yani kapitalizme dayanan burjuva devletin baskısı ile hala halkın içinde bulunduğu ahlak anlayışının, değer yargılarının geleneklerin getirdiği ikili baskı. Bunlar bir elmanın iki yarısı gibi birbirini tamamlıyor. Bu nedenle biz Türkiye’de demokrasi kurmaya çalışırken, bir yanıyla devlet temelindeki baskı güçlerine karşı savaşmalıyız, bir yanıyla da halkı eğitmeli, halka gerçek doğruların neler olduğunu göstermeliyiz.”

KADIN DEVRİMİ

Türkiye’de kadın kurtuluşunun devrim sorunu olduğunu, kadınların da meseleyi sadece kadın-erkek eşitliği üzerinden ele almamaları gerektiğini belirten Güney, öbür türlü “kadınlara özgürlük” söyleminin daha çok “erkeklere özgürlük” anlamına geldiğini ve Avrupa’daki hastalıklara düşülebileceğini kaydediyor.

Güney, devamında  “Ben kendi eşimi bile kurtaramıyorum. Şu anlamda söylüyorum. Biz o kadar devrimciyiz, ilericiyiz, normal olarak bazen öyle tavırlarımız oluyor ki, teraziye koyduğunuz zaman gericiliği ifade ediyor. Çünkü bu mesele kişisel bir mesele değil. Yani şunu söyleyemem; ‘Türkiye’de bu adamlar farklı, ben farklıyım.’ Bende de o toplumdan gelmiş olmaktan kaynaklı bir yığın aksaklık var. Şu var ki ben bunun bilincindeydim ve bunu düzeltmeye çalışıyorum. Adım adım değiştirmeye çalışıyorum. Biz ne kadar eleştiriye tahammüllüyüz desek de dışımızdan gelen bazı eleştiriler karşısında eski bir alışkanlıkla tepkisel davranıyoruz. Kadınların daha zeki olduklarına inanıyorum. Kadınların daha dayanıklı olduklarına inanıyorum. Kadınların daha fedakâr ve şefkatli olduklarına inanıyorum” ifadelerini kullanıyor.

‘KÜRT HALKI KENDİ KADERİNİ TAYİN EDECEKTİR’

Kürt sorununun ise, Türkiye ve Ortadoğu’da kilit bir role sahip olduğu tespitinde bulunan Güney, Türk solunun da bu konuya her zaman pederşahi, yani üstten baktığı eleştirisinde bulunuyor. Güney, “Kürt sorunu bugüne kadar Türk solu açısından kuyruk bir sorun olarak göründü. Yani esas olarak olaya bakarken işte; ‘Biz Türkiye’de devrim yapacağız. Yaptıktan sonra size bir siyasi hak bağışlayacağız’ anlayışı vardı. Hâlbuki Marksist literatürde olsun, devrimci demokratik literatüründe olsun ‘bağışlama’ diye bir şey söz konusu değildir. Kürt halkı kendi kaderini kendisi tayin edecektir. Eğer Türk solu daha önceleri Kürt halkına ve Kürt devrimcilerine gerçekten bir güven vermiş olsaydı, bugün Türkiye Kürdistan’ın da ayrı örgütlenme gereği ortaya çıkmazdı. Çünkü yıllar yılı Kürt devrimcileri birlikte örgütlenmeden yana tavır takındılar. Fakat Türk solu bu meseleye hep pederşahi bir tarzda yani tepeden baktı” diye konuştu.

Yine Türk solunu kast ederek, yaşanan yenilginin esas nedeninin devrimi gerçekleştirecek siyasi, ideolojik ve örgütsel olgunluktan yoksun olmaktan kaynaklandığı ifade eden Güney, yenilginin zafere dönüştürülmesinin temel koşulunun ise, yapılan hatalara cesaretle eğilebilmekten geçtiğini söylüyor.

Güney, konuşmasını şöyle noktalıyor: “Benim inancım o ki önümüzdeki yıllar halkın umduğunu bulamamasının getirdiği kendiliğinden bunalımlara, kendiliğinden patlamalara ve kendiliğinden tepkilere yol açacaktır. Ancak bu kendiliğindenlik gerçekten devrimci bir tarzda örgütlenemezse yenilgi yine kaçınılmazdır.” (MA)

Arti gercek

Cezaevinde çocuklara şiddet: Kameralar kayıttaydı

Cezaevinde çocuklara şiddet: Kameralar kayıttaydı

Sincan Çocuk Cezaevi’nde kameralara da yansıyan şiddeti ortaya çıkaran Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun raporunda, yaşananların insanlık onuruyla bağdaşmadığı belirtildi.

İşkence ve kötü muamele iddialarıyla gündeme gelen Sincan Çocuk Cezaevi’nde çocukların dövüldüğü Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) raporunda da yer aldı. TİHEK’in Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Ziyareti Raporu’nda 21 Aralık 2018 tarihinde çocukların ışıklar kapatıldıktan sonra infaz koruma memurları tarafından dövüldüğü bildirildi.

Yedi çocuğun dövüldüğü bildirilen raporda, kamera kayıtlarından seçilen fotoğraflara da yer verildi. Raporda, karşılıklı iki ünitede kalan çocukların sözlü tartışmaya girdikleri ve çocuklardan birinin “kendine zarar verdiği” gerekçesiyle memurlar tarafından götürüldüğü belirtildi. Götürülen çocuğun iki gün sorna geri getirileceğinin söylenmesinin ardında da çocukların çevreye zarar vermeye başladığı öne sürüldü.

Raporda “Çocukların çevreye zarar vermesinin ardından lojmanlarda oturan ceza infaz memurlarının takviye olarak çağrıldığı ve robocop kıyafetleri giyilerek çocukların bulunduğu bölüme girildiği” belirtildi.

ÇOCUKLARA ŞİDDET KAMERADA

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre TİHEK raporunda kamera kayıtlarında ışıkların tamamen kapatıldığı ve odadan çıkarılan çocukların darp edildiği belirtildi. Raporda “Üniteden dışarı çıkartılan çocuklardan ilkinin kafasında yoğun bir kanama olduğu belirtildi. Üniteden çıkartılan çocukların koridorun köşesinde yere yatırıldığı, infaz koruma memurlarının çocukların üzerine çıkarak hareket etmesini engellediği, o esnada yere yatırılan çocuklara tekme atıldığı kamera kayıtları ile tespit edildi” denildi.

Çocukların tek kişilik odaya götürülürken kıyafetlerinin çıkarıldığı ve bazı çocukların yine yere yatırılarak hareket etmesinin engellendiği ve duvara itilerek darp edildiği ifade edildi. Raporda “Bazı çocukların tekli odaya infaz koruma memurları tarafından ayaklarıyla iteklenerek alındığı ve çocukların 22.08’den sonra revire götürüldüğü, yaklaşık bir dakikalık bir muayeneden sonra revirden çıkarıldıkları görülmüştür” ifadesi yer aldı.

İNSANLIK ONURUYLA BAĞDAŞMIYOR‘

Raporun değerlendirme bölümünde de yaşananların insanlık onuruyla bağdaşmadığı belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:

Çocukların sağlık raporları incelendiğinde bir çocuğa karşılık neredeyse iki katı kadar infaz koruma memuru ile müdahale edildiği ve bu müdahale esnasında kişiyi savunmasız bırakmanın ve kontrol altına almanın ötesinde orantısız bir güç uygulandığı anlaşılmıştır.

Çocukların vücutlarında oluşan yara ve izlerin infaz koruma memurlarının müdahalesi neticesinde oluştuğu sağlık raporlarından ve kamera kayıtlarından açıkça anlaşılmaktadır.

Çocuklara karşı kullanılan gücün seviyesini haklılaştırabilecek veya açıklayabilecek ikna edici ve inandırıcı herhangi bir husus ileri sürülememektedir.

Ceza infaz kurumunda bulunan kameraların karanlıkta çekim yapabilme özelliğine sahip olmadığı, bu yönüyle sorunlar doğurabileceği, bu sebeple ceza infaz kurumlarında bulunan kameraların gece görüş ve kaliteli görüntü alma özelliğine sahip olması gerektiği değerlendirilmiştir.

Arti gercek

Avrasya Araştırma Başkanı Özkiraz: AKP tıpkı DSP gibi bölünecek

Avrasya Araştırma Başkanı Özkiraz: AKP tıpkı DSP gibi bölünecek

Avrasya Araştırma şirketi Başkanı Kemal Özkiraz, en erken 2021’de seçim bekliyor.

Avrasya Araştırma şirketi Başkanı Kemal Özkiraz, hemen olmasa da AKP’de bir bölünme bekliyor. “Tıpkı DSP gibi bölünecek, grup grup milletvekilleri ayrılacak” diyen Özkiraz, 2020’nin herkes için zor bir yıl olacağı görüşünde.

Özkiraz’ın “bölünme” olarak ifade ettiği DSP krizi, Bülent Ecevit’in 2002 Nisan’ında hastaneye kaldırılması süreciyle başlıyor. Bu süreçte Ecevit’in sağ kolu olan Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve ekonomik krize çare olarak ABD’den getirilen Kemal Derviş yeni parti girişimleri başlatmıştı. Ecevit’in en yakınındaki isimlerin DSP’den ayrılışını 60 kadar milletvekilinin istifası takip etti. Kısa süre sonra da koalisyon ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, 3 Kasım 2002 için erken seçim çağrısı yaptı.

AKP’nin birinci parti çıktığı seçimde, üç koalisyon partisi de (DSP-MHP-ANAP) baraj altında kaldı. DSP benzetmesini “erken seçim bekliyor musunuz?” sorusu üzerine yapan siyasi stratejist Kemal Özkiraz, “En erken 2021 olabilir ki, bu da AKP bölündüğü için olur” diyor. Aynı zamanda ittifakların değişmesini bekleyen Özkiraz, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun kuracakları iki yeni parti konusunda ise “İktidarın kesin olarak değişmesi bu iki partinin Cumhur
İttifakı’ndan alacağı oya bağlı” değerlendirmesinde bulunuyor. 2014 cumhurbaşkanlığı, 2015 genel seçimler, 31 Mart yerel seçimler ve 23 Haziran yenilenen İstanbul seçiminde tahminleri tutan Avrasya Araştırma şirketinin Başkanı, siyasi stratejist Kemal Özkiraz ile Kuzey Suriye harekâtının ardından Türkiye siyasetini konuştuk:

KUZEY SURİYE HAREKÂTI OY GEÇİŞİ SAĞLAMADI

-Kuzey Suriye harekâtı iç politikada dengeleri nasıl değiştirdi? AKP kaybettiği desteği geri alabildi mi?

Bloklar arasında ciddi bir geçişkenlik olmuyor, bir miktar CHP’den HDP’ye, bir miktar MHP’den AKP’ye geçiş olabilir. İkisi de çok ciddi miktarlar değil. Operasyondan önce yaptığımız araştırmada AKP’de erime devam ediyordu, yani bir yükseliş yoktu.

-Size göre AKP bu harekât ile hedeflerine ulaşabildi mi, yani “başarılı” oldu mu?

Hedefin ne olduğuna bağlı. Çoğunluğun iddiası daha fazla oy alma hedefiydi. Ben buna katılmıyorum ki, böyleyse de bu hedef tutmadı. Bence hedef tek sesliliği güçlendirmek, baskı ortamını artırmak ve halkın itiraz kabiliyetlerini iyice köreltmekti ve evet hedef tuttu.

SAYISAL ETKİSİ 2020’DE GÖRÜLECEK

-HDP dışındaki tüm muhalefet partileri harekâta destek verdi. Bu “zayıflayan” bir iktidarı yeniden “güçlendirmiş” olmadı mı?

Hayır, olmadı. Çünkü seçmen öylesine kutuplaştı ki, böylesine büyük bir olay bile oy geçişi sağlamıyor. Başta dediğim gibi CHP’den HDP’ye 1-2 puan gidecektir ki, bu da baraj sorunu yaşamamasını sağlar. İktidar psikolojik olarak güçlü hissediyor ama güçlü değil. Sayısal etkisi ise savaş maliyetinin ödeneceği 2020’de belli olacak.

-2015’den bu yana seçimlerde CHP ile HDP tabanı arasında bir etkileşim, birbirine oy desteği var.

CHP’nin harekâta destek vermesi HDP tabanını nasıl etkiledi?

HDP tabanı CHP’ye çok kızdı. Hatta CHP tabanı da CHP’ye kızdı. Ama bu kızgınlık oy oranı olarak ciddi bir şekilde yansımıyor. Sadece “CHP ilkesel politika yapmalı, oy olarak bakmamalı” tezini savunanlar HDP’ye oy verme eğiliminde. Ama seçmenin geneli “Erdoğan’ın CHP’nin hayır demesini ve onu da PKK ile işbirliğiyle suçlamak istediğini” düşünüyor ve durumu “mecburiyet” olarak değerlendiriyor.

İKTİDARIN DEĞİŞMESİ İKİ YENİ PARTİYE BAĞLI

-İki yeni siyasi parti kurulacak; Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın partileri. Bu partilerin siyasete etkileri ne olur?

Davutoğlu’nun oy oranları başlarda çok kötüydü ancak Ali Babacan’ın sürekli ertelemesi ile “Babacan korkak, Davutoğlu cesur” diyen bir kitle oluştu. Davutoğlu, Babacan’a gitmesi beklenen oylarla yükseliyor. Babacan parti kurduğunda bu akış kesilir ve önemli kısmı da geri dönebilir. İki parti de siyaset açısından çok önemli çünkü iktidarın kesin olarak değişmesi bu iki partinin Cumhur İttifakı’ndan alacağı oya bağlı. İttifaklar çıktı, baraj endişesi kalmadı. Yeni bir sağ ittifakla iki parti de Cumhur İttifakı’ndan ciddi miktarda oy alır.

-İttifaklar değişir mi?

Evet, İYİ Parti bahsettiğim sağ ittifakla seçime girer, Cumhur İttifakı devam eder, CHP tek HDP tek başına seçime girer. Asıl mesele Cumhurbaşkanı adaylığında çatı olacak mı, olacaksa kim olacak ama bu başka bir gündemin konusu…

-Ahmet Davutoğlu’nun ekibinden Ömer Ünal, henüz parti kurulmadan oy oranlarının yüzde 13 olduğunu açıkladı. Sizin elinizde her iki yeni parti girişimine dair veriler var mı?

Bizde bu miktarlarda oy alacaklarına dair bir bulgu yok. Ancak İYİ Parti + Babacan + Davutoğlu + SP + DP gibi bir yeni sağ ittifak çok yüksek bir oy alacaktır.

-Bir erken seçim bekliyor musunuz?

Hayır, baskın bir seçim beklemiyorum, hatta 2020’de bile bir seçim olması çok zor görünüyor. En erken 2021 olabilir ki, bu da AKP bölündüğü için olur.

-AKP’de bölünme mi bekliyorsunuz?

Evet, hemen değil ama 2021-2022 yıllarında AKP tıpkı DSP gibi bölünecek, grup grup milletvekilleri ayrılacak. Çünkü 2020 herkes için çok çok zor bir yıl olacak.

– AKP’li Mustafa Yeneroğlu’nun istifası tekil bir durum muydu, devamı gelir mi?

Yeneroğlu’nun istifası tekil ancak çoğul istifaların tümünden daha önemli. Çünkü Yeneroğlu, AKP tabanında siyasi beklentileri olmayan, herhangi bir siyasi ikbal endişesi taşımayan, dindarlığından ve dürüstlüğünden şüphe duyulmayan, Cumhurbaşkanına da yakın bir figür olarak tanındı. İstifası hem cesaret veriyor hem de “reisin en yakındakileri bile dinlemediğini” gösterdi.

Arti gercek

AB, Türkiye’ye yaptırımların çerçevesini belirledi

AB, Türkiye’ye yaptırımların çerçevesini belirledi

AB, Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama çalışmaları nedeniyle Türkiye’ye uygulanması planlanan yaptırımların çerçevesini belirledi. Karara göre arama çalışmalarına katılan kurum ve bireylere yatırım uygulanacak.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama çalışmaları nedeniyle, seyahat yasağı ve şahısların mal varlıklarının dondurulmasını içeren yaptırımlar için yasal bir çerçeve oluşturulması konusunda anlaştı. Yaptırımlara tabi tutulacak isimlerin ise daha sonra duyurulacağı belirtildi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, AB dışişleri bakanları kararın, “Doğu Akdeniz’de hidrokarbon çıkarmak için ruhsatsız arama faaliyetlerinden sorumlu veya bu faaliyetlerde bulunan birey ve kurumlara yaptırım uygulanmasını mümkün kılacağını” açıkladı. Ayrıca birey ve kuruluşlara, yaptırım kapsamına girenlere fon sağlama yasağı getirilecek.

AB dışişleri bakanları geçtiğimiz 15 Temmuz’da da yaptırım kararı almıştı. Karar, Türkiye’nin AB’den 2020’de alması öngörülen katılım öncesi mali yardımlarda kesintiye gidilmesini, ortaklık konseyi gibi ekonomi ve ticari ilişkilere ilişkin kurumsal ve yine üst düzey siyasi diyaloğun askıya alınmasını öngörüyordu.

DUVAR

%d blogcu bunu beğendi: